Tavuğa Kaç Saat Işık Verilir?
Bir gün, Kayseri’nin o soğuk sabahında, hiç beklemediğim bir soruyla karşılaştım: “Tavuğa kaç saat ışık verilir?” Bu soru o kadar basit bir soru gibi geldi ki, başta cevabını çok da ciddiye almadım. “İyi ki tavuğum yok” diye düşünerek, hayatımda hiç de gündeme gelmeyen bu soruyu kısa bir göz kırpma ile geçiştireceğimi sandım. Ama sonradan, fark ettim ki bu basit soru, bir şekilde hayatımın bir parçası olmuş, bana her şeyin ışıkla, karanlıkla, zamanla nasıl iç içe geçtiğini, umutların bazen ışıkla ne kadar bağlı olduğunu gösterdi.
Hayatımda Bir İlk
Kayseri’de, kasaba gibi bir yerde büyüdüğüm için, her zaman biraz daha kendi halinde, doğal ve sıradan şeylere dikkat eden biriyim. Babam, her zaman bahçede çalışırken, bana da bir şeyler öğretmeye çalışıyordu. Kendi elleriyle büyüttüğü tavukları vardı. Tavuğa ışık vermek, ona nasıl bakılacağını anlatırken, zamanla bu ışık meselesinin o kadar büyük bir anlam taşıdığını fark ettim ki, işin içine girmemek elde değildi.
Bir akşam, babamın işte olduğu bir vakitte, kendi başıma tavukları kontrol etmeye karar verdim. Babamın tavuklara baktığı kadar özen gösteremem belki ama, ilk defa böyle bir sorumluluğu almanın heyecanı beni sarmıştı. Tam o sırada, bahçedeki küçük kulübeye yaklaştım. Tavuklar uykusuzdu, belli ki geceyi uyuyarak geçirecek kadar karanlık ortamda değillerdi.
İlk düşündüğüm şey şu oldu: “Acaba onlara gerçekten ne kadar ışık verilmeli?” Çünkü bu soruyu hiç düşünmemiştim, ama şimdi önümde bir yaşam vardı ve ben onun devam etmesini istiyordum.
Işık, Umut ve Düşünceler
Sabahları tavukları sabah erkenden uyandırmak, onların daha çok yumurtlaması için gerekliydi; bunu biliyordum. Ama doğru miktarda ışık vermek, fazla ışık değil, tam yeterince ışık, bu daha önemli bir şeydi. Sonra bu soruya kendi duygularım gibi bakmaya başladım. Ne kadar ışık vermeliydim ki, tavuklar huzurlu olsun? Bir şekilde düşündüm ki, tavuklar da tıpkı insanlar gibi bir dengeyi arıyor olmalı. Hem ışık isterler, hem de karanlıkta rahat bir uyku… Işık ile karanlık arasındaki bu dengeyi kurmak bir insan olarak belki de bazen yaşamak için aradığımız şey.
Babamdan her zaman ne kadar önemli bir şey öğrendiysem, aslında tavuklar da o kadar önemliydi. Benim için sadece tavuklar değil, onlarla beraber büyüdüğüm yılların bana kattığı bir şeydi. Bahçede geçen zaman, mutfakta annemin yemek pişirdiği anlar ve babamın tavuklarıyla uğraşması… Tüm bunlar, zamanın ışık ve karanlıkla şekillendiğini bir şekilde öğretmişti bana.
Beklenmedik Bir Soru: Bir Gece
O akşam, tavuklarımın ışığını ayarladıktan sonra, geceyi geçirdim. Ama sabah kalktığımda, dışarıda hala karanlık vardı. Saatin erken olduğunu, tavukların uyanmadığını fark ettim. O an, içimden bir his bana şöyle dedi: “Sen onlara istediğin kadar ışık versen de, yaşamları bir şekilde kendi düzeninde devam edecek.” Tavuğa ışık veriyorsun, ama hayatta kendi ışığını, kendine göre bulman gerektiğini düşünüyordum. Tavuklarımı uyandırmak için ne kadar ışık verirsem vereyim, ışık onların hayatını değiştirmezdi. Hayat, bazen ne kadar ışık verirsen ver, kendi yolunu buluyordu. Bunu kabullenmek, bir bakıma hayal kırıklığıydı ama başka bir yandan da umut verici bir şeydi.
Bir gün, tavukların ışığını ayarlarken babama bu soruyu sordum: “Tavuğa kaç saat ışık verilir?” Babam gülümsedi ve cevap verdi: “Her şeyden önce yeterli olmalı. Ama unutma, ışık sadece zamanın parçasıdır. Geceyi, sabahı, her şeyi dengede tutmalısın. Her şeyin bir zamanı var.” O gülümseme, bana her zaman ışığın ve karanlığın birbirini tamamladığını anlatan bir şeydi.
Işık ve Karanlık: Birbirini Tamlayan Zıtlıklar
İnsanın hayatında da öyledir: ışıklar, umutlar, hayaller ve karanlıklar, acılar, endişeler birbirini takip eder. Işıksız bir dünya nasıl karanlıksa, karanlık da ışığı anlamlı kılar. Tavuğa kaç saat ışık verileceğini sorgularken, ben de kendi içimde zamanın, ışığın ve karanlığın sınırlarını sorgulamaya başladım. İnsan hayatında olduğu gibi, bir tavuğun da ışığa ihtiyacı vardır. Ama fazla ışık bazen zararlıdır. Duygusal olarak fazla ışık da insanı yakar.
Bir arkadaşımın tavsiyesiyle, tavuklarımın ışığını sabah 12 saat kadar açık tuttum. İçimde bir umut vardı. Işık, tıpkı insanlar gibi, hem karanlığa hem de aydınlığa ihtiyaç duyar. Tavuğa kaç saat ışık verildiği sorusu belki de “ne kadar vakit geçirmek istiyorsun?” sorusunun ta kendisiydi. Hem tavuklar hem ben, o ışıkla büyüyorduk.
Sonuç: Hayatın Işığını Anlamak
Tavuğa ne kadar ışık verilmesi gerektiği sorusu, aslında hayata dair her şeyin bir dengesinin olduğunu bana öğretti. Işıksız bir dünya ne kadar boğulursa, karanlık da bir o kadar insanı tüketebilir. Ama en güzeli, bu dengenin her zaman zamanla gelişmesidir. Tavuklarımın ışığına bakarken, aslında hayatta ne kadar anlam bulabileceğimizi fark ettim. Kendi içimde, karanlık ve ışık arasındaki dengeyi bulduğumda, belki de yaşamı daha doğru anlamaya başlayacaktım.
İşte o sabah, tavuklarımın ışık ayarını doğru şekilde yaptım ve içimde bir rahatlama hissettim. Zamanla, tavuğa kaç saat ışık verileceği sorusu sadece bir soru olmaktan çıkıp, yaşamın ışığını bulmanın simgesi oldu.